
Her taraf sakız ağacı
Alaçatı’nın her tarafını kaplamış sakız ağaçları Sakız Adası'nı aratmıyor. Damla sakızı iyi güzel de, ağaçtan nasıl sakız elde ediliyor? Merakımızı gidermek için
Sakızlar Restaurant‘ın bahçesine konuk oluyoruz. 1873 yılından beri hizmet sunan restoranın bahçesinde117 sakız ağacı var ve bu ağaçların hepsi araştırma kapsamında. Ağaçlardan damlayan sakızın tadına bakmadan duramıyoruz. Daha işlem görmemiş mayhoş tadı biraz bize farklı gelse de, bu doğallığı yaşamak güzel. Öğreniyoruz ki, sakız ağaçları
Günümüzde azalmaya başlamış. TEMA Vakfı ve Falım Sakızları işbirliğiyle sakız ağaçları koruma altına alınmış. Bir yandan yeni aşılı fidanlar Dikilirken, bir yandan da bozuk sakız Ağaçları rehabilite ediliyor. Sakız kokulu sokaklarda alışveriş Cumartesi ve pazar günleri, Alaçatı sakinleri ve turistler için alışveriş anlamına geliyor. Biz de hafta sonu keyfini, alışveriş keyfiyle birleştirmek için cumartesi günleri kurulan Alaçatı pazarına uğruyoruz. Pazar rengârenk bir cümbüş sunuyor. En taze sebze ve meyveler, özenle kurulmuş tezgâhlarda yerini alırken, diğer tezgâhlarda dokumalar, incik boncuklar satılıyor. Tezgah tezgah dolaşırken ayaklarımıza da kara sular iniyor. Köşe
Kahve'de oturup sakızlı Türk kahvesi ve buz gibi limonatamızı içerek tüm yorgunluğumuzu üzerimizden atıyoruz. Şimdi alışverişe kaldığımız yerden devam!
Sırada hem cumartesi hem pazar günleri Pazaryeri Camii'nin önünde kurulan antika pazarı var. Neler yok ki satılanlar arasında? Fotoğraf makineleri, porselenler, lambalar... Aklınıza gelebilecek her türlü antika eşyayı burada bulabilirsiniz. Farklı şeyler arama serüvenimizde sonraki durağımız Alaçatı Şarapçılık oluyor. Tütün tarlalarının yerini kaplayan bağlarda
Yetişen üzümlerden yapılan şaraplar, ağzımızda farklı
bir tat bırakıyor. Ayşe'nin Dolabından yüzde yüz ketenden üretilmiş el işi ürünlerden de almayı ihmal etmiyoruz.

Bahçe değil saray avlusu!
Peki, o evlerin arkasındaki kocaman bahçelere ne demeli? Evin alanından nerdeyse daha büyük bahçeler, incir, zeytin ve karabiber ağaçlarıyla, begonvillerle, lavantalarla uyumlu bir bütünlük oluşturuyor. Bahçenin ortasına atılan bir masa ve etrafında toplanan insanlar, hoş sohbete davet ediyor herkesi. Sıcak yaz günlerinde ağaçların gölgesiyle serinleyen, çiçeklerin mis gibi kokusuyla insanın aklını başından almaya yeten muhteşem evlerin muhteşem bahçeleri insanın ömrüne ömür katmaya yetiyor. Yazı da kışıda Alaçatı'nın kendisinden ünlü evlerinde geçirmeyi Kim istemez ki? İşletmecilerde de aynı duygular uyanmış olacak ki, evlerin birçoğu birebir restore edilmiş. Kimisi butik otel, pansiyon olarak hizmet Verirken, kimisi ise restoran-kafe, dükkân olarak yaz kış konuklarını karşılıyor. Alaçatı gibi genellikle yazlık mekânların en büyük sorunu, kasabanın ruhunu yansıtmayan, tüm güzelliğini silip alan, yeni kasaba
Sakinlerinin kuşkusuz sonradan yaptığı yapılar. Beton villalar lüksü, zenginliği kanıtlamaya çalışsa da o atmosferik dokuda çiğ durmaktan başka işe yaramaz. Ama Alaçatı öyle değil! Kasaba, 2006 yılından itibaren kentsel sit alanı olarak ilan edilmiş. Yeni geliştirilen projeler, mecburen Alaçatı evlerinin mimari dokusuna sadık kalınarak hazırlanıyor. Kimileriniz bu evleri yapay bulabilir. Ama bizce, kasabanın mimari
dokusunu bozmaktansa, böyle bir kentsel dönüşüme ayak uydurmak en doğrusu.
En azından göz estetiğini bozacak hiçbir görüntüyle karşılaşmıyoruz. Yalnız
ne yalan söyleyelim içimizi kıskançlık duyguları da kaplamıyor değil. Biz aciz kullar, 'metropol metropol' diye tutturup kendi yalnızlığına terk edilmiş apartman
Dairelerine mahkûm olurken, Alaçatılılar kesinlikle dünyanın en şanslı insanları ve bunun da kıymetini biliyorlar.


