
Rüzgârın şarkı söylediği yer Alaçatı
Rüzgâr delicesine eserek tüm düşmanlarına
meydan okurken, sokaklarını begonvillerin
ve sakız ağacının mis gibi kokusu sarmış.
Ruhun en derinlerine seslenen Alaçatı, tüm popülerliğine rağmen, doğallığından ve güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeden, her yıl müdavimlerine yenilerini ekliyor.
Alaçatıyı bir çok köşe yazarı her sene anlatıyor özellikle Haşmet Babaoğlu, Ayşe Özyılmazel gibi köşe yazarları her yıl Alaçatıyı anlata anlata bitiremiyorlardı, Çağla Kubat, kendisinin deyişiyle Alaçatı'nın turizm, kültür, spor elçisi olarak soluğu mutlaka Alaçatı'da alıyordu. Gidenler büyülenerek, başka bir insan olarak dönüyorlardı, geride bıraktıkları hayatlarına. İnsanların öve öve bitiremediği Alaçatı'yı görmenin tam zamanı, özellikle bu yaz Alaçatı Bodrum'un pabucunu dama attı bile. Gazeteleri, televizyonları, artık ünlülerin Bodrum maceralarından öte Alaçatı maceraları süslüyor. Böyle
Olunca, insanın gitmeden bazı önyargılar taşıyor olması çok doğal. "Fakat ne kadar popüler olsa da, Alaçatı'nın Doğallığını kaybetmemiş tarafları vardır" diyerek soluğu Alaçatı'da alıyoruz.

Küçük olan güzeldir
Alaçatı, televizyonlarda gösterilenlerden çok farklı. Kaldığımız otelden, karşılaştığımız insanlara, yemeklerinden mimari dokusuna kadar her şey, bize gezimizin çok iyi geçeceğini haber veriyor. Tatilimiz Boyunca bizi ağırlayacak, Alaçatı'nın simgesi 120 yıllık Taş Otele yerleşiyoruz. Taş Otel tipik bir Rum evi; Alaçatı evlerinin en güzel örneklerinden.
Alaçatı'nın gerçek yüzüyle karşılaşmamızda Taş Otel, bir anlamda aracılık ediyor bize. Yunan mitolojisinde
'Rüzgâr Tanrısı’nın yaşadığı yer olarak bilinen Alaçatı, cumbalarından sarkan begonvilleri, sıraya dizilmiş dükkânlarıyla farklı bir dünyaya ev Sahipliği yaptığını hatırlatıyor. Gerçek şu ki, burası özünden hiçbir şey kaybetmemiş.
Ruhları okşayan rüzgâr
Değişim, nasıl bu kadar hızlı yaşanmış Alaçatı'da İnsan düşünmeden Edemiyor. Müthiş bir kalabalık, ama yine kendine has mütevaziliği, Güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş hali... Bilinçli bir gelişim böyle olsa gerek. Geçmişi 150 yıla dayanan taş evlerin Hiçbiri bozulmamış.
Restore edilip şık restoranlara, kefelere, butik otellere dönüştürülmüş, önce rüzgâr sörfü tutkunları keşfetmiş
Bu mütevazı kasabayı.Sonra taş ev meraklıları. En sonunda 2001 yılında açılan ilk küçük otelle, Alaçatı birden tüm Türkiye'ye ismini duyurmaya başlamış.
En temiz denize, plaja ve geçmişine sahip çıkmanın haklı gururuyla... Ya yel değirmenlerine ne demeli? Kasabanın en yüksek tepesindeki 1850-1900 yıllarında
Un öğütmek amacıyla yapılan taş değirmenler sembolik olarak zamana meydan okuyor. Taş değirmenlerinin yerini ise, Türkiye'nin ilk rüzgâr enerji santraline ait yel değirmenleri alıyor. Rüzgâr sadece ruhları okşamıyor, ülkenin enerji geleceğini de belirtiyor.


